2024’ün İlk “Anadolu Panelleri” Odamızda Gerçekleşti

2024’ün İlk “Anadolu Panelleri” Odamızda Gerçekleşti

Odamız ev sahipliğinde Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği (TKYD) ve Nasıl Bir Ekonomi gazetesi iş birliği ile ‘Kurumsal Yönetim ve Sürdürülebilirlik’ konulu panel düzenlendi.


Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği’nin (TKYD), kurumsal yönetimi yurt çapına yaymak amacıyla sürdürdüğü faaliyetler kapsamında düzenlediği “Anadolu Panelleri”nin 2024 yılındaki ilk durağı 31 Ocak’ta Manisa oldu. “Anadolu Panelleri” Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi iş birliği ve Odamız ev sahipliğinde Manisa’da düzenlendi.


Manisa Ticaret ve Sanayi Odası’nda açılış konuşmalarını Yönetim Kurulu Başkanımız Mehmet Yılmaz ve TKYD Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Tamer Saka ve yaparken, teması "Kurumsal Yönetim ve Sürdürülebilirlik” olan panel öncesinde KOBİRATE Uluslararası Kredi Derecelendirme ve Kurumsal Yönetim Hizmetleri A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Burhan Taştan da “Şirketler için Kurumsal Yönetim Olgunluk Testi" konusunu ele aldı. Dr. M. Murat Kubilay’ın "Türkiye'nin Politik ve Ekonomik Gündemi" ile ilgili yaptığı konuşmasının ardından da, panel gerçekleşti.


Moderatörlüğünü Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı Dr. Şeref Oğuz’un yaptığı "Kurumsal Yönetim ve Sürdürülebilirlik” adlı panelde ise; TKYD Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Tamer Saka, Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Hergüner Bilgen Üçer Avukatlık Ortaklığı Ortağı Senem Denktaş ve Retorika Araştırma ve Danışmanlık Direktörü Dr. M. Murat Kubilay konuşmacı olarak yer aldı.


SORUN BİZ BUNLARA NE KADAR HAZIRIZ?


İş dünyasında birçok katılımcının bir araya geldiği panelin açılış konuşmasını yapan Manisa TSO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yılmaz, “Bir hafta sonra yıl dönümünü anacağımız 6 Şubat depreminde, hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun. Depremden, birden böyle derin bir konuya girmemin sebebi, bahsedilenlerin bugünkü toplantımız ile de alakalı olmasıdır. İfade etmeye çalıştığım konu: felaketler, doğal afetler, iklim değişimleri, küresel ısınma, depremler ve savaşlar dahil… Bu topraklarda zaten fazlasıyla yaşanmış. Bundan sonra da yaşanacak. Sorun biz bunlara ne kadar hazırız? Bütün bunlara rağmen nasıl ayakta kalabiliriz? Ülke olarak, toplum olarak, firma olarak, birey olarak nasıl bir üretim ve yaşam biçimine sahip olmalıyız? Ve tabi ki nasıl bir ekonomiye sahip olmalıyız? Kısaca hayatta kalmak için popüler deyim ile “survivor” olmak için neler yapmalıyız? Sürdürülebilir, daha az inişli çıkışlı, krizlere dayanaklı bir yaşam mümkün mü? cevap “evet mümkün”. Bizden önce bunu insanlar başardı, biz de başarabiliriz. Bunu başarabilmemizin çok basit dört kuralı var: “adil”, “şeffaf”, “hesap verebilir” ve “sorumlu” bir üretim biçimine sahip olmak. Örneğin, AB yeşil mutabakatı çerçevesinde yeşil bir üretimi hedeflememiz gerekiyor. İşletmeler olarak, bu mutabakata uygun üretimi yaparken, üretim faktörlerinin “karbon ayak izine”, “su ayak izine” dikkat etmemiz gerekiyor. Üretirken çevreye, suya, havaya ve insanlarımıza zarar vermememiz gerekiyor. Başkalarının yaşamını ve hakkını gözetmemiz gerekiyor. Yaşadığımız çevrenin tüm paydaşları ile açık ve adil bir iletişim sistemi kurmamız gerekiyor. “Köşeyi dönelim gerisi önemli değil” yaklaşımını bir tarafa bırakmak gerekiyor. Yeri geldiğinde değil, her zaman ve daima tüm paydaşlarla açık ve anlaşılabilir raporlar sunmamız gerekiyor.  Bu anlamda “sürdürülebilirlik raporlaması” ve “entegre raporlamanın” yaygınlaşması ve zorunlu olması ile ilgili çalışmaların hızlanması gerekiyor. Yani belli bir gurubun değil tüm oyuncuların hesap verebilir olması gerekir. Ben yaptım oldu bitti… Bu yaklaşımların artık günümüzde yeri yok. ve son olarak yaptıklarımızın hesabını verebilmemiz lazım. Bugün, ab ülkeleri artık firmalarımızdan yeşil üretim raporu istiyorlar” dedi.


 YEŞİL DÖNÜŞÜM YOLUNDA YAPILACAK HER ÇALIŞMA EKONOMİMİZİ REKABETÇİ KILAR


Başkan Yılmaz sözlerini şöyle noktaladı: “Ülke olarak, firma olarak bizim bu gelişmelere göre hareket etmemiz gerekiyor. Yeşil ekonomi hayali, uzakta olan, olursa olur, olmazsa olmaz bir konu değil. Kapımızda ve biz ne kadar hazırız? Açıkçası endişelerim var. Eğer sürdürülebilir, yenilenebilir ve tabiata uyumlu olarak üretim yapabilirsek ayakta kalacağız. Yapamazsak başta AB pazarı olmak üzere pazar kaybına uğrayacağız. Bu öyle uzak bir tarihte değil, yakında olacak. Rakiplerimiz ab mutabakatına karşı kendi yeşil dönüşüm planlarını uygulamaya başladı bile. Çin bu konuda oldukça hızlı çalışıyor. Malum, AB yeşil mutabakatı yeşil ekonomiyi zorunlu kılıyor. Su ayak izi, karbon ayak izi, enerji verimliliği gibi zorunlulukları her an önümüze çıkarıyor.   Mutabakatı uygulamak kolay değil, ancak başka şansımız da yok. Klasik bir görüştür. “Her kriz bir fırsat olabilir” diye. Yeşil dönüşüm yolunda yapılacak her çalışma ekonomimizi rekabetçi kılar. Tıpkı gümrük birliğine giriş gibi, yeşil mutabakat, bize topyekün ekonomimizi çağ atlatma imkanı verebilir. Türkiye bu dönüşümü yapacak güçtedir. Ancak bu konuda daha hızlı hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum.”


KURUMSAL YÖNETİM KAVRAMI ÇOK ÖNEMLİ BİR ARAÇ


TKYD Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Tamer Saka, Anadolu Buluşmaları ile TKYD’nin 21 yıldır edindiği bilgi birikimini yurt çapına yaydıklarını belirterek, “Dernek olarak ‘Kurumsal Yönetim’ anlayışının ülkede tanınması, gelişmesi ve en iyi uygulamalarıyla hayata geçirilmesi amacıyla çalışıyoruz. Dünyada ve Türkiye’de yaşanan son gelişmeler ile kurumsal yönetim kavramının ülkelerin ve kurumların rekabetçiliğini devam ettirebilmeleri için, ne derece önemli bir araç olduğunu biliyoruz” dedi.


KURUMSAL YÖNETİME YÖNELİK FARKINDALIK DAHA DA HIZLA ARTIYOR


Saka, “İçinde bulunduğumuz bu zor dönemde organizasyonların devamlılıklarını sağlayabilmeleri için belirsizlik ve risklerden korunmalarının yolunun kurumsal yönetimden geçtiğine yönelik farkındalık daha da hızla artıyor. Aslında risk ve kriz yönetimi kurumların ajandasında oldukça uzun zamandır yer alan konular arasında bulunuyor.  Bu tabloda başta iş dünyası, kamu ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere her yapı hedefi olan uzun vadeli değer yaratmak ve rekabet kapasitelerini geliştirmek gibi önemli konuların hayata geçirilmesi için iyi bir yönetime ihtiyaç duymakta. İyi bir yönetimin bu hedeflere ulaşmasını mümkün kılan ise kurumsal yönetimdir” şeklinde konuştu.


HER DÖNEMİN KENDİNE ÖZGÜ GEREKLİLİKLERİ VAR


Saka, Öte yandan sürdürebilirlik çok moda bir kelime oldu. Ama esasında kurumsal yönetimin özünde olan konu bu. İyi yönetimle, kurumsal yönetimle torunların torunlarının, şirketi görmesi mümkün. Tabii bu şu demek değil. Her zaman aile şirketle beraber olmalı mı olmayabilir. Bugün Amerika'da var olan şirketlerin birçoğu aile şirketidir. Ama bugün yine çoğunda o aileler yönetimde yok. Ama şirketler kendileri hayatta kalabilmişler, zaman içinde aileler o veya bu sebepten çıkmışlar ama şirketler ayakta kalabilmiş. Dolayısıyla temel hedef esasında şirketlerin ayakta kalmasını sağlıyor olabilmek. 100 yıllık şirketler olduğunu düşünürsek bunun gerekliliği dönem dönem değişiyor. Her dönemin kendine özgü gereklilikleri var. Çok daha farklı riskler ve bunun getirdiği gereklilikler var. Dünyadaki talepler, çevreyle ilgili konuları konuşuyoruz, dijitalleşmeyi konuşuyoruz. Şirketler üzerinde bütün bunların getirmiş olduğu etkiler var. Dolayısıyla bugünün içinden geçtiğimiz dönemin kritikliği bu anlamda Türkiye'deki şirketlerimizin artı yönlerini çok iyi anlamamız ama eksik yönlerimizi de giderecek bir planlamaya sahip olmamız gerektiğini ortaya koyuyor” diye konuştu.


ŞİRKETLERİN YENİLİKLERE AÇIK OLMASI GEREKLİ


Olumlu yönlerimiz pozitif yönlerimiz var mı? Tabii ki var. Türkiye yüzyıllık hikayesinde gelinen noktada gerçekten bir bilgi birikimi, endüstriyel üretim açısından ciddi bir değer. Kalite algısı, yetişmiş insan kaynağı, mühendislik konusundaki gelmiş olduğu nokta bütün bunlar Türkiye açısından özellikle bölgesel oyunda önemli ve pozitif farklılık. Ama bunlar tek başına hepsi bir arada yeterli oluyor mu? Maalesef olmuyor. Bulunduğumuz yeri koruyabiliyoruz, yani Türkiye'nin dünya ekonomik pastasından aldığı pay 60 yıl önce yüzde 1’in biraz üzerindeyken bugün yüzde 0.8 seviyelerinde. Yani dünyanın büyüdüğü hızla Türkiye ortalama olarak büyümemiş. Bunun önemli sebeplerinden bir tanesi kaderci anlayışımız, patron gibi davranma duygusu, tek başına karar alma güdüsü ve gereğinden fazla risk alma. Risk alma bazen çok ciddi kazanç sağlayabilir. Kumar da esasında bir risk alma yöntemi, çok kazanabilirsiniz ama çok da kaybedebilirsiniz. Dolayısıyla bu tip problemlerimizi aşmamız lazım. Bunlar eğitimle, şirket içi eğitimlerle, bizim gibi derneklerin sağlayacağı desteklerle giderilebilecek kısmen konular ve en önemlisi de kültürel değişim sağlamamız yani organizasyonlarımızın bu anlamda kendileri için hedefler belirleyerek kültürel değişim gerçekleştiriyor olması lazım. Yeniliklere açık oluyor olması lazım.  TKYD olarak kurumsal yönetim temel bileşenlerinin daha iyi anlaşıldığı, daha fazla içselleştirildiği ve gerçek anlamda hayata geçirildiği bir anlayışın yerleşmesine katkı sağlamayı hedefliyoruz. Bu değişimi yalnızca kendi şirketimiz için değil, ülkemizin, toplumumuzun refahı içinde gerçekleştirmeliyiz. Çünkü tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de iyi yönetim, iyi yatırım çeker. Şirketlerin çok daha uzun ömürlü olabilmeleri, rekabet edebilirlikleri ne kadar kurumsal yönetildiklerine bağlıdır. İşte bu amaçla Anadolu’daki illere bizzat giderek toplantılar gerçekleştirip kurumsal yönetimi anlatmaya çalışıyoruz. “Anadolu Panelleri” ile hedefimiz 2024 sonuna kadar daha fazla ile ulaşmak olacak. Bu panellerde sanayi odaları ile birlikte hareket ediyor ve kurumsal yönetim ilkelerinin benimsenmesine katkı sağlamak için çalışıyoruz” dedi.


MANİSA’DA İNANILMAZ BİR POTANSİYEL VAR


Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı Dr. Şeref Oğuz da, “İşim dolayısıyla Türkiye'de gitmediğim şehir yok, Manisa Türkiye'deki iller arasında ÇOK önde ve vizyonu olan bir şehir. Bir ülkede, bir şehrin tarih sahnesinde yer almasının üç temel dinamiği var: Birincisi tarihi kültürel miras Manisa’da var. İkincisi doğal kaynaklar, tarım, sanayi. Fakat üçüncü bir unsur var ki bunların ikisi olması yetmiyor, o da olması gerekiyor; yerel kabiliyetler. Yani bu kentin zihni, bu kentin eşrafı ve yöneticilerinin kafasındaki Manisa'dır; yarınki Manisa. İnanılmaz bir potansiyel üstünde oturduğumuz doğrudur. Çok daha farklı bir nesil gelip Manisa’yı tarihteki gibi yine Amerus’un yazıldığı, paranın icat edildiği topraklara taşıyacak. Çünkü böyle potansiyel üstünde oturuyor. Bazen kentlerin böyle tereddüt zamanları olur. Şimdi Türkiye'nin de bir tereddüt döneminden geçtiği gibi” diye konuştu.


DUVARLARLA ÖRÜLMÜŞ BİR DÜNYA GELİYOR


Oğuz, “Öte yandan sürdürülebilirlik lafını her yere koyuyorsun da sürdürülemez davranışlarınla sürdürülebilirliği nasıl umarsın. Bir kere doğaya aykırı sürdürülebilirlik. Batı’da bunu anlamış ki bunu uyduranlar yavaş yavaş onun yerine dayanıklılık kelimesini kullanmaya başladılar. Çünkü daha doğarken ölüm makbuzuyla geliyorsun. Termodinami ikinci yasası diyor ki termodinamik kıyamet olacak, güneşin bile ömrü belli. Bu yüzden sürdürülebilirlik yerine dayanıklılık kullanılmalı. Onun için yapacağımız her adım bizi kurumsal bazı ilkelere zorluyor. Çünkü dünyada çok daha fazla çetin bir coğrafyaya gidiyoruz. Duvarlarla örülmüş bir dünya geliyor. Bundan 50 yıl önce 67 tane ülke kendini duvarların arkasına saklamıştı. Şimdi bu sayı 97’ye çıktı. Duvarların arkasında ve hayatta kalmak için ötekini öldürmek gerektiği gibi enteresan bir yapıya doğru giderken acaba bu süre içerisinde nasıl hayatta kalacağız?” dedi.


KURUMSAL YÖNETİMİ İÇSELLEŞTİRMİŞ FİRMALAR ÇOK DAHA RAHAT İLERLİYOR


Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Hergüner Bilgen Üçer Avukatlık Ortaklığı Ortağı Senem Denktaş ise; “Kurumsal yönetimin şirketin değerine birçok katkısı var.  Birleşme ve satın alma kavramı bunlardan bazıları. Hem birleşmeler hem de devralmalar için yapılması gereken ilk aşama, basiretli inceleme dediğimiz aşama. Satışa ya da birleşmeye konu şirketin değerlerinin belirlenmesi, işlerinin ve işleyişinin tabi olduğu her türlü riski belirlemek adına hukuki, vergisel, finansal ve teknik açıdan olmak üzere çeşitli açılardan basiretli inceleme yapılıyor. Tüm bu alanlarda şirketin röntgeni çekilip, değeri belirleniyor. “Bu satıştaki hisseler için ne kadar ödenmesi gerekiyor” bu belirleniyor. Kurumsal yönetimi içselleştirmiş firmalar, hukuksal açıdan bu süreci çok daha iyi atlatıyorlar. Veri odasının hazırlanması, soruların cevaplanması, alıcıya doğru bilgilerin şeffaf şekilde aktarılması ve ona göre fiyatlandırılmanın belirlenmesini kurumsal yönetimi içselleştirmiş firmalar çok daha rahat yapıyor. Hisse satış sözleşmesi yapıldıktan sonra karşımıza çıkacak beyanlara aykırılıklar, garanti sorumlulukları gibi hukuka aykırılıklar çıktığında, alıcı firma, satıştan sonra satıcı firmadan 2-3 yıl içerisinde bunun tazminini isteyebiliyor. Kurumsal yönetimi içselleştiren firmalar bu gibi durumları bildikleri için bu sürece çok daha fazla önem verip, şeffaf yaklaşıyorlar. Bu firmalar basiretli inceleme aşamasında tüm doğru bilgileri verdikleri için, ilerdeki süreçte bu tazminat konusunu gündemlerinden çıkartabiliyorlar. Sonunda da el sıkıştığınız firmayla yaptığınız anlaşma nihai duruma geliyor. Bu değerleme yapılırken, kurumsal yönetimi içselleştirmiş şirketlerde teknik ve profesyonel işleyişteki devamlılık en önemli unsurlardan biri. Yani şahıslardan bağımsız hale gelmiş işlevsel ve sistemsel bir düzenek varsa, o zaman şirketin bedeli ve değeri de buna göre artıyor” ifadelerini kullandı.


ZAMAN ÇOK ÇOK HIZLI DEĞİŞİYOR


Retorika Araştırma ve Danışmanlık Direktörü Dr. M. Murat Kubilay da; “Türkiye ekonomisi için iyi ya da kötü demek kolay değil. Çünkü ekonominin çok farklı alanları var. Sadece sektör anlamında değil. Finans, sektör, çalışanlar, son dönemde farklı farklı etkileniyor. Zaman çok çok hızlı değişiyor. 8-9 ay önce neredeydik? Türkiye'de parasal olmayan altın ithalatının tüm zamanların rekorunun kırıldığı yerdeydik çünkü döviz alamıyorduk. Döviz almak istediğiniz zaman piyasadaki bankalar arası piyasada gördüğümüz kurum yüzde 20 marj alıyordu. İşte bu noktada acaba ekonomide Türkiye dış ödemeler dengesi krizine mi girecek, yani dış dövizin yükümlüleri ödeyemeyecek ithalatını karşılayamayacak mı acaba? diyerek bugüne geldik. Ne değişti? Önce ekonomi, sonra da yönetimdeki isimler aşamalı olarak değişti. İlk başta Hazine ve Maliye Bakanı ile başladı. Faizler birazcık daha enflasyonla karşılaştırılabilir bir seviye çekildi. Yine piyasadaki likidi yani toplam para miktarı azaltıldı. Böyle bir sıkılaştırma uygulandı ve unutmamak gerekiyor ki bütün para politikasında ciddi bir sadeleştirme gerçekleşti. Her gün ekonomi yönetimi yeni almış olduğu kararları o kadar da gece yarılarında Resmi Gazete’de beklemez hale geldi. Bunlar kesinlikle olumluydu. Neticelerini de aldık. Örneğin; Türkiye'nin beş yıl vadeli döviz cinsi euro tahvillerinin yani yurtdışına ihraç edilmiş borçlanma senetlerinin sigortalama bedeli dediğimiz primleri yüzde 700’lerden yüzde 300’lere kadar düştü.  Bizim görece iyi olduğumuz dönemlerde 150-200 baz puandı. Buralara gelemeyeceğiz. Bu iyileşme trendinin sonlarına yaklaştığını söyleyebilirim. Aynı Türkiye'de değiliz, aynı dünyada değiliz. Ama 700’lerden buraya geldiğimiz mesafe önemli bunu belirtmek isterim. Muhtemelen önümüzdeki süreçte biraz siyasi engeller olmazsa ve dış politika biraz rahatlatılırsa, kredi noktaları bir veya iki not iyileşme ile tamamlamış olacağız. Bir de çok ciddi bir enflasyonla mücadele sorunumuz var.  Öte yandan eski arayla değil 7.5 trilyon lira çok büyük bir borcumuz var. Normalleştirmemiz için bütçe fazlası vermek doğru olmaz ama daha az bütçe açığı vermemiz lazım. Seçimden ve deprem felaketinden ötürü bunu biraz anlayabiliriz ama önümüzdeki yıllarda da bütçede çok büyük sorunlar yaşayacağız. En az bir yıl parasal sıkılaştırmaya devam edeceğiz. Yani daha yüksek faizle kredi olacak. Aynı zamanda istenilen zaman her zaman bankalar kredi imkanı sunacaktır. Ama buna rağmen sizin fiyatlama davranışlarınız hem gerçekleşen de hem de hissedilen doğrultuda ilerlemeyecek. Dolayısıyla finansal istikrardaki iyileşmenin sonlarına yaklaştık desek bile mevcut durumu koruyabilmek gibi bir iyimserliğimiz var. Enflasyon için bunu söyleyemiyorum. Açıkçası Türkiye'de önümüzdeki 5 yıl içerisinde enflasyonun yüzde 25’in altına TÜİK’in bile getiremeyeceği düşüncesindeyim” ifadelerine yer verdi.

Haber Görselleri
Diğer Haberler
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği
Ticaret Bakanlığı
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı
Balo
TOBB Uyum
Zafer Kalkınma Ajansı
Kosgeb
KGF
Eurochambres
İcc
Beceri 10
Tepav
Rekabet Kurumu
TSE
Gümrük ve Truzim işletmeleri
Celal Bayar Üniversitesi
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi
İktisadi Kalkınma Vakfı
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği
Türk Patent Enstitüsü
Manisa Savunma Sanayi Teknoloji Geliştirme Kümesi
Sanal Ticaret Akademisi
Kolay İhracat Platformu Hakkında
Türkiye'nin İlan Portalı